Cumartesi, Ağustos 01, 2009

ecofuture.net


Sevgiliyle yeni projemiz. Üç haftadır üzerinde çalışıyoruz. Ekoloji konulu bir sosyal komünite.
www.ecofuture.net/osquee adresinde vejetaryenlikle ilgili yazılarım var. başka insanların başka konulu blogları da var.

bekleriz.

Cuma, Temmuz 03, 2009

end of the YEM state of mind...!


Tûtî-i mu'cize-gûYEM ne desem lâf değil
Çarh ile söyleşemem âyînesi sâf değil
Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil
Yine endîşe bilir kadr-i dür-i güftârım
Rûzigâr ise denî dehr ise sarrâf değil
Girdi miftâh-ı der-i genc-i ma'ânî elime
Âleme bez-i güher eylesem itlâf değil
Levh-i mahfûz-ı suhandir dil-i pâk-i
Nef'îTab'-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil

Salı, Haziran 30, 2009

secret yap özge!

canımın en sıkkın olduğu bir anda e-mailimi açtım. "artık güzel bir şeyler olsun" dedim içimden.

dadandandadan!

"temmuzun ortasında görüşebiliriz. beni 11inde arar mısın?"

bunu yazan kim bilmediğiniz için bir amerikalı gibi "daaaa?" diyebilirsiniz belki. ama yoo, yoo demeyin dostlarım.

GOOD BYE CONSTRUCTION INDUSTRY,
WELCOME CONTEMPORARY ART!

Perşembe, Haziran 25, 2009

geçecek.

4 iş günü kaldı. sonsuzluğa uzanan dört koca acımasız gün. ne zaman baksam 14.20 olan ekranımdaki saat. dağınık masam. masamdaki bir daha asla görmek istemediğim kataloglar, dergiler, notlar. iğrenç mikroplu klima havası. zart zurt kilitlenen vezir. tutulan boynum, belim, batan kaburgalarım. acıyan gözlerim. görmek istemediğim yüzler. duymak istemediğim sesler. 4 iş günü kaldı. ömrümden ömür götüren dört koca acımasız gün.





ne yaptım ben böyle kendime?!

ne yaptım hayatıma?!

Cuma, Haziran 12, 2009

ben bir ruh hastasıyım.

geçen gün minibüste eve dönerken bir saat boyunca ab ıb gıbı gibi şeyler dinlediğimi fark ettim. Bi baktım paso şarkıları geçiyorum MP3 playerda. Bir melodiyi takip etmeye takatim yok.

Bir satırını sonuna kadar okumaya...

Dün saçlarım çok uzun geldi. Akşama kadar sadece saç kestirmekten bahsettim. Sadece onu düşündüm. Adam kestikçe kesti. Kısalmış gibi gelmiyo. hala gelmiyo.

Çalışmadığım gibi çalışanlara da mani oluyorum; 1 Temmuzu bekliyorum.

Çıkarken bir jenerik müziğim olabilseydi şu olurdu:

I am a rocket
The power of the system
It's bullet-proof technology
Oh we're going to a new world
Going to a better place

This is just the first step
And everyone will follow me
Hold me up as an example
There's no need to watch my back
'Cause my friends have got it for me

I'm gonna go down in history
As the man who made a difference
Call me egotistical
Well how dare you care you call me selfish
I'm doing this for mankind

'Cause I am a rocket
A child of the motherland
Pioneer for humanity,
I'm a wholesome superhero
For the worldwide society

gıcoluk

bi daha gıcoluk yapma tamam mı?
gıcoluk hiç yakışmaz ki...
tatlılık yapıcaksın tatlılık
TATLILIK!
gıcoluk yapmıcakçınıç.

Pazartesi, Haziran 01, 2009

tik tak tik tak

geri sayım başladı.



(...) teşekkür ederim her şey için. (...)



cam duvarlı odada bambaşka bir pazarlık. "ko ver beni gidem" temalı. 9 ay önce başka bir cam odada "aç kapıyı giriverem" pazarlığı vardı. her yer cam, hiç ışık yok. ne tuhaf...



(...) sorunum ne sizle, ne temsil ettiklerinizle (...)



yalan aslında. temsil ettiğiniz, ettiğimiz şeyler beni benden aldı bir nebze de. ama her şeyin bir usulü, her lafın bir gelişi, her yokuşun bir inişi ve her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardı.



ben yoğurdu nasıl yerdim?



(...) hayır, burada yapamam sanat (...)



yok, her yer peşimde koşmuyor sensiz sanat susuz bir nehir, gel bizle kucaklaşarak sevgi çemberi içinde sanat sepet çember yuvarlan git, diye. ama, burda kayak da yapamam mesela. çünkü burası dağ değil, dağ başı değil.



(...) tamam, yarın yine konuşalım (....)



aslında konuşmayacağız yarın. aslında bugün de konuşmadık. ben söylemem gerekenleri söyledim, siz vermeniz uygun düşen tepkileri verdiniz. ennnn iş kadını mimiklerim, ennnn profesyonel tonlamalarım - yer yer içimde çağlayıp çoşan geyik muhabbetçisinin lakırdılarıyla bölünsede - benim yerime orada oturdu. bir şeyler söyledi.



tıpkı 9 aydır olduğu gibi.



tıpkı 1 ay daha olacağı gibi.



ama hepsi bu.









işsiz ordusunun şanlı neferiyim. önde gideniyim. bayrak sallayanıyım.

Pazartesi, Mayıs 25, 2009

anormalite... manyakite...

Eh ama ben bıktım artık bu bipolar salınımlardan. Şimdi fuar geçti ya. Niye bu kadar güzel hayat?! Renkler, kokular, uçuşan polenler... Fulya'ya inerken deniz görünürmüş a dostlar! Ve, Özge fark etmemiş bunu 9 aydır. Şimdi hemen Fransızca kitapları açılır, mücella eve döner, sabah tütsü yakıp yoga yapılır. Utanmasam oturur mini mini laptopumda roman yazarım. Bunu yaparım!

3 hafta öncesi ise kayıtlara geçmiş (bkz. bundan önceki 5-6 post)... takke düşmüş, kel görünmüş.

Ama böyle yaşanmaz, vallah billah yaşanmaz. Manyak oldum iyice.

Didem ve Tuba.

Kadıköy'de oturan iki arkadaştır. Kadıköy artık evimle aynı yakada bir semttir. Gece 10da otobüsle 10 dakika sürer ev yolu.

Didem ve Tuba benim liseden arkadaşlarımdır. Kendileriyle Kadıköy'de oturup çay içilebilir.

E be Özge, ne diye içmedin öyleyse bunca ay?

Cuma, Mayıs 22, 2009

mavi dans

artık teşvikiyede. inanılır gibi değil ama 8 ay sonra ben de yine ordayım. ama dizlerim diz değil, kollarım kol...

Pazar, Mayıs 03, 2009

Arkadaşlar, Dostlar, Romalılar...!

An itibariyle iş hayatında 8 ayını doldurmuş ve bir haftaya resmen "fuarcı" olacak biri var karşınızda. Heyetler meyetler getirecek, onlara forum zorum yapacak biri.

Ne acı değil mi?

Halbuki böyle anlaşmamıştık biz. Dün Ömer Hoca ile konuşurken de içim kıyıldı. nasıl oluyor o öyle inşaat mı? inşaat malzemesi mi? ay hiç ilgi alanıma girmez... Sanki benim girer allahım yerabbim.

Neyse, sanırım bu da geçecek. Gönülden inanıyorum buna. Bir zaman sonra hepsini unutacağım. O uyuz insanları da, o saçma sapan işleri de... Bir daha rüyalarıma da girmeyecekler, kabuslarıma da. Hepsi geride kalacak. İnanıyorum.

Sonra kaybolan beyinsel fonksiyonlarımı bulup çıkaracağım. Hayatımı, yine, bir şekilde, sevdiğim, özlediğim hayatıma çevireceğim. Yine bahar ilk bana gelecek, ve baharın o minik kokularını ayırt edebileceğim.

Salı, Mart 03, 2009

bir ilk

şuan saat 18:01. tam tamına 6. ayımın ilk gününün mesai bitimi.

dün okumaya başladığım kitap: çalışmanın mutluluğu ve sıkıntısı.

benim adım: ebruli

:) ilk defa şirketten bir post yazıyorum.

Çarşamba, Kasım 19, 2008

hala...

zamanında beni tutan şeylere tutunmaya çalışıyorum yine.
düşmeyeyim diye.


2 haftadan fazla oluyor hastayım. yorgunum. bitabım.
ne dans ne bişi. işe git. işten gel. uyu. kalk. paran hemencik bitsin.

ama öğlen tatillerinde kahve içmeye gidiyoruz. hakkını yemeyeyim şahane hayatımın.
bugün de swiss otelde bir toplantı var. ne hoş... ne hoş....

Perşembe, Ekim 30, 2008

bu mudur?

nereye gitsem orayı beğenmiyorum.


nerelerden baksam oralarıma ağlıyorum. bir derdim var. bin dert oluyor dertlendikçe.
neticede hiçbir yerde olmuyor. hiçbir şeyle olmuyor.


burada hiç olmuyor..... kaçıp kaçıp gidesim var. bırakın peşimi diyesim var. ha dediğiniz yere han kuramam ben han kuramam ben han kuramam ... diyesim var.

daha büyük, daha heyecan verici, daha coşkulu şeyler bekleyemez miyim hayattan?
beklesem gelmez mi?


yani hayatımın sonuna kadar kelli felli adamlar başka kelli felli adamlardan ne idüğünü bilmediğim bir şeyler alsın diye mi geçireceğim ben ???

işte bu zamanında kurduğum felaket senaryolarından da beter...



ben bunun için doğmadım.
bunun için yaşamayacağım.

Cumartesi, Eylül 27, 2008

bir insan evladı bütün gün uyumaz.


ya da uyur be, 9 gün tatilimiz var burda!

Pazar, Eylül 21, 2008

mecidiyeköy'den fulya'ya inerken, tık tık tık tık

Little boxes on the hillside, Little boxes made of tickytacky
Little boxes on the hillside, little boxes all the same
There's a green one and a pink one and a blue one and a yellow one
And they're all made out of ticky tacky and they all look just the same.

And the people in the houses all went to the university
Where they were put in boxes and they came out all the same,
And there's doctors and there's lawyers, and business executives
And they're all made out of ticky tacky and they all look just the same.

And they all play on the golf course and drink their martinis dry,
And they all have pretty children and the children go to school
And the children go to summer camp and then to the university
Where they are put in boxes and they come out all the same.

And the boys go into business and marry and raise a family
In boxes made of ticky tacky and they all look just the same.

Çarşamba, Eylül 17, 2008

çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?

çekoslavakya diye bir yer yok. çek cumhuriyeti var. onların burda konsolosluğu var. konsoloslukta ticari ateşeleri var. özge gider ateşeyle toplantı yapar. turkish construction sector falan der. export import bişiler der. adı b ile başlayan tarçınlı bir içki ikram edilir, içer.

döpyes giyer. topuklu pabuçları tıkır tıkır eder.

ne dizleri mor, üniversiteli yandan yemiş sanatçı hali kalmıştır geriye,
ne çekoslavakyalılaşmıştır.

yarın sabah gidip fransız bir mimarla buluşacaktır. je bile diyebilir, bunu yapabilir!

Cumartesi, Eylül 13, 2008

ilk bir buçuk haftanın ardından.............//

mutluyum aslında, gerçekten.

ama ex-patronumun acıklı emailini okuyunca....

gecenin 12sinde karşılaşılmış alkollü bir koray hoca "ne zaman döneceksin.. sanat ve siyasete?" diye sorunca....

mesai saatlerinde pek açamadığım unofficial posta kutuma inatla asla gidemeyeceğim saatlerde yapılan atölyelerin zatölyelerin ilanları gelince....

ah ulan diyorum, dertler derya olmuş, bense bir sandal.

Cumartesi, Eylül 06, 2008

mesai saatleri

her gün ayrı heyecan fırtınası.

6 çift topuklu pabucum var, vatana millete hayırlı olsun.

Pazartesi, Ağustos 25, 2008

yolların kralı

bugün aydos tepelerinden inerken kendime bir şarkı armağan ettim: bas gaza özge bas gazaa / kim tutar seni bas gazaaa / yollar senin hiç durmaa / hadi uçur benii burdan

uçur mu?? uçurma mümkünse.

"çarşamba aktif olarak başlarsınız."

her gün ne giyeceğime haftasonu karar vereyim de sabahları ayna karşısında canım çıkmasın. / 6da çıksam, eve geliş 7. yemek vs. 8: daha yakınlarda oturmalıyım. / her bi şeyim daha pratik olmalı: düdüklü tencere, bulaşık makinası.. / insanların bana "hanım" ve "siz" demesine alışmalıyım. / dansçı kaslarım yerlerini debriyaj kası, laptop taşıma kası gibi işkolik kaslara bırakmasın, haftada 2-3 gün çalışmalara devam etmeliyim. / denizlere bi baybay ve teşekkür maili atmalı, bir ara ziyaretlerine gitmeliyim. / daha şık ve işe yarar bir ajanda ve dosyalama sistemi edinmeliyim. / ütü ve fön daha uzun süre nasıl dayanır, öğrenmeliyim. / çantamda ruj olsun, günlük ped olsun, yara bandı, selpak mendil olsun bir şeyler taşımaya başlamalıyım. / demir haplarımdan, multi vitaminlerimden, çeşitli otlu dallı karışımlarımdan medet ummalıyım.

tanrım, ben delirmiş olmalıyım!

Perşembe, Ağustos 21, 2008

AY-LAK-LAK

içinden bi ses "az zamanın kaldı aylaklık için" diyorsa zevkü sefa peşinde geçen her an çok kıymetli oluyor, bilesin.

misal sen sahneye çıkarken shantel what is your name, where are you from mu dedi. sevgiliyle karşılıklı balkan havalarıyla meşhur mu oldunuz...yaz işte bunu, çok güzel bir anı.

ya da küçük bir çocuk yüzerken yorulduğu yerde sana güvenip de sırtına mı tutundu, beraber mi yüzdünüz...bak işte destek arayandan destek olana doğru geçen süreçte yol katetmişsin bayağı. bunu yaz. çocuğun 5 yaşını, sarı saçını, yumşak yumşak yanaklarını yaz. annenden öğrendiğin "kurabiye bebek" oyununu onunla oynarken her seferinde "hani gıdıklamıycaktık?" demesini yaz. çöp arabasına koyduğu "çöpırt" adını yaz.

alanyada güneş -nihayet- batarken iskelede sevgiliyle oturduğunuz restoranı, içtiğiniz şarabı... yazma. ayıp. bazı şeyleri de kendine sakla.

ama zeynle dün akşam içtiğin vişne şarabını yaz, onu yazmaktan bişi olmaz, neticede bi kız arkadaşınla huzurlu bir bahçede, kahkaha ve dedikodu arasında buzzz gibi şarap içmiş, çıtır çıtır sigara böreği yemiş, hasbıhal etmişsin. çok mu?

yüzerken suyun parmakların arasından yumuşacık kayışını yaz. ve hiç unutma bunu. bunları.

hepsi ayrı ayrı lazım olacak bitince yaz-ü ay'laklak.

Çarşamba, Ağustos 20, 2008

dilek rötar yaptı, beklediğim telefon 13ünde değil 19unda geldi. uykusuz gözler ve yanan bi yüzle büyük tasarım bi binaya girildi.uzun boyluca bi adam "bizim için uygun görünüyor." dedi cam kapıyı arkamdan kapatırken.

şimdi bekle de bekle...

Pazartesi, Ağustos 04, 2008

adım.adım.adım.

shantelli massive attacklı play listi shuffle ederek ruh dünyamda fırtınalar koparıyorum.

aylardan ağustos. vakitlerden akşam. kendimi koyacak yer bulamıyorum evrende. farzı misal doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. eğreti mi iğreti mi belli değil.

bir hafta dans yok şimdi.
yürümeyi de unutabilir mi insan?


bugün okuduğum kitapta 3 kez konu değişti. daha doğrusu konunun kelalaka bi tarafına döndü durdu yazar. en sonunda bi viyolonselci çıktı meydana. Ben de çello dinledim günün geri kalan kısmında.

çello, ne güzel.......

dilekle buluştuk geçenlerde, kitaplara ihtiyacı varmış falan. necla mücella napıyo, diye sordu. annemde necla. bi senedir falan görmüyorum onu, evlatlıktan reddettim. insan çok şeyi unutuyo. bugün armoniyle contre pointe arasındaki farkı düşündüm durdum. hiç bi ışık yanmadı. sesleri de unuttum, en temel kuralları da. yürümek gibi olmamış müzik benim için hiçbi zaman.

hem eminim, yürümeyi de unutabilir insan. kendini yeterince salıverirse. benimki henüz yetmiyor.

Perşembe, Temmuz 31, 2008

istediklerim:

-yeni bi ev
mümkünse galatasarayda ya da cihangirde hiç olmadı beşiktaş sahiline yakın. içi temiz, yeni, hatta lüks, süper lüks, delüks. balkon elzem. camları pimapen. yerler parke.

-yeni bir iş
bol bol da mayış. hem de eğlence. takım giyilmeyen cinsinden mümkünse.
-yaz tatili
denize girmeli, güneşte durmalı, huzurlu bi yer. çok değil bi hafta.

"inanırsak olur bence."



inanmazsak; gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur. gece olur. gündüz olur.

her duyduğuma inanırım. 13 ağustosa gün sayıyorum. bunu saymıyorum. yine bekliyorum.

Pazar, Temmuz 27, 2008

orda duracaksın!


orda duuur!

Cumartesi, Temmuz 26, 2008

sessiz sedasız açardın gecelerde

ben başkayım.

önceliklerim başkalaştı.

bugün daha az dans eder işe giderim diye düşündüm.

büyüdüm.

sonra kediler sevdim. dans ettim. bira içtim. dedikodu yaptım. okudum. dinledim. elim çekti ben gittim. bacağım çekti ben gittim. canım çekti ben gittim.

bunu kendime yüz milyon kez daha söylemeliyim.: ben artık okumuyorum. bu semte ait değilim hiç.

burdan bir an önce gitmeliyiz sevgili. bu yokuşlardan uzaklaşmalıyız. burası bana iyi gelmiyor. burda her yerde olmalarım-olamamalarım var. dolmalarım. dolmuşlarım. dolduruşlarım.

burda herkesin hayatına başka bir gerçeklik hükmediyor. kendi içinde bir evren burası. hisarüstü evreni.

beni başkalaştıran, bana yabancılaşan.

13 ağustosta biri bana iş versin. sevgiliyle kalkıp gidelim.
fikret kızılok. ne güzel.

Perşembe, Temmuz 10, 2008

me and you and every osman that we know



.ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı..ıIIı.

osman bizi sabah erkenden kaldırıyor ama gidip bakmıyoruz çın çın sesler nerden çıkıyor.

halbuki güneş yüzümüzde parıldayabilir. yabancı biri bize bozuk para verebilir.

-yaz bişiler, okuycam.

Salı, Temmuz 08, 2008

anne kedi

bizim sokakta sarman bi kedi var. anne kedi diyorum kendisine, zira her sene bir önceki senenin kopyası 3 tane doğuruyo. sonra onlara bakamıyo. çocuklar sefil oluyo sağda solda. minyon bi hanım anne kedi. gözleri şaşı. ağzı burnu pis.ama en ilginci tavırları. çağırınca şöyle bi bakıyo önce. tırsa tırsa yaklaşıyo. sonra birden koşarak gelmeye başlıyo. sonra durup geri dönüyo. eğer özellikle beslemek için çağırmadıysam bu gelgitlerden bayıp yoluma dönüyorum misal. sonra bi bakıyorum durmuş taa uzaktan gidişimi izliyo. öyle üzülüyorum ki ona.
bizim burdaki kedileri toplayıp zehirlemişler. azıcık kalmış. anne kedi kalanlardan neyse ki.

Pazar, Temmuz 06, 2008

süt!

Sabah yağmur yağdı. Kuşlar cıvıl cıvıl. Haftalardır sabah kahvemi sütlü içiyorum. UZUUUUN UZUUUUN içiyorum. Yetişecek yer yok.

Geçenlerde doktora gittim ben. Kal aldılar, tahliller yaptılar. Kolestrollerim şahane çıktı, demir-aminosit-protein az.

Beşiktaş vapur iskelesindeki kartlı telefonlarda annemle konuşuyorum:
-balık yesen..
-olmaz anne o da et oluyo!
-ya kızım balığın hayattan ne beklentisi olabilir?
- ...
-süt iç bari. dövücem seni. bi de demir hapı vericem.

Hani bazı çocuklar feni iyi yapıyosa OKS denemelerinde paso fene yüklenir sıçtığı dersleri kaale almaz ya, ben de iki gündür iyice yağdan kısıyım, çok spor yapayım, rekora koşayım diye düşünüyorum. Şurdan bi bardak süt koyup içeyim diyen yok.

Kahveye koyuyorum ama, o başka. Çünkü kahveyi sütlü içmenin ardında ki mesaj: bu kahve beni uyandırma amaçlı konulmadı! İstersen paşa paşa uyurum öğlene kadar!


[osman da süt içiyo bebek gibi her gün]

Cumartesi, Temmuz 05, 2008

Prezantabl mıyım?

Ah, hastayım yine.

Ama erken uyandım. Philip Glass dinledim, kuş dinledim, Osman dinledim. Kitap okudum.

Bir hayalim var. Daha doğrusu beklenti. Daha doğrusu kalp çarpıntısı. Ama söylemeyeceğim nedenini şimdi.

Kafamdaki tek soru şu: acaba prezantabl mıyım?

Pazartesi, Haziran 30, 2008

osman pamuk'un maceralı hayatı


eski resimlere bakıyoduk dün sevgiliyle. biraz yunanistan, biraz marmaris.. derken osmanın ilk geldiği günün fotoğraflarını bulduk. içimiz acıdı. ne kadar da yorgun gözüküyor. ne kadar korkak.. arabalardan, köpeklerden, insanlardan kaçmaktan doğru düzgün uyuyamıyordu herhalde. açtı da. eve girdiğinde ilk iş koca bi dilim peynir yedi. sonra da saatlerce uyudu. bize şirinikler yaptı. gönlümüzü çaldı.





sonra evde geçen huzurlu hayatı boyunca onu en mahsun gördüğüm zaman pamuk hanımı tavlama çalışmalarının boşa gittiği o bir iki gündü. kız bayağı naz yapmış olsa da osman sonunda kendine aşık etti. hatta aşklarının meyveleri pamuk, osman, bal, isim ve şeker çoktan yeni evlerine kapılandılar.







uzunca bir kararsızlık sürecinden sonra annesi aldı onu kısırlaştırdı. elinde, yanında, gözünün önünde ölen onca kediyi gördükçe "iyi ki de yapmışım" diyor şimdi. zaten ameliyat da çok kolay geçti. yarım saatte çıktı operasyondan. hemen eve geldik. bir saat de evde dinlendi. yeni gibi oldu :).





şimdi o sağlıklı ve mutlu bir kucak bebeği. her yeri tüy ediyor, her akşamüzeri benim yatağımda yatıp uyuyor. maymun.

Cumartesi, Haziran 28, 2008

end of bosphorus state of mind.

bitti.
mutlu olmalıyım. [ordayken mutsuzdum. oranın dışına çıkınca iyi olmayı bekliyordum.]
çok uykum geliyor. bütün gün uyuyorum.
herkes "şimdi ne yapacaksın?" diye soruyor.
o ızdıraplı yokuşlar düze indi belki, ama yokuş inip çıkarken ne boş oluyormuş insanın kafası, ruhu!
koray hoca benim için bir numaralı öğrencim dedi anneme. çok zeki, ileride çok iyi yerlerde olacak gibi ezberden bişiler söyledi.
ilerde iki tane doğurup evde oturucam, demedim.
arkadaşlarım çağırıyo, gitmeliyim, çok popülerim dedim.
hiç arkadaşım olmuş muydu?
hatırlamıyorum şimdi.
neyseki bitti.

kepimi atmadım törende. kep elimde, zıpladım.

Salı, Haziran 24, 2008

hareketsiz // uykuda

büyük demir kapının önünde bekliyodum. bekledikçe her şey daha kötü olucaktı, bunu da biliyodum. ya içeri girmeli yere uzanıp esnemeye başlamalıydım. ya dönüp koşarak uzaklaşmalıydım ordan.

ama elimi kapıya uzattığım an bildiğim tek şey hareket edemeyecek olduğumdu. yürüyemeyecektim bile.

ne kadar geçti orada bekleyerek, bilmiyorum. dönme kararını nası aldığımı da bilmiyorum. bunu nası başardığımı bilemeden yan sokaklara saparak ve nefesimi tutarak gerisin geriye yürüdüm istiklali.

o anlarda osman balkonda küçücük bi serçeyi öldürmüştü.

gizemli biri suyumuzu kesmişti.

yaz öyle bir çöküyor ki üzerime uyuyorum da uyuyorum da uyuyorum da uyuyorum.

Salı, Haziran 17, 2008

bugün su hazneli arçelik süpürge almaya giderken fark ettim de.

ben artık "işsiz"im.

Pazartesi, Haziran 16, 2008

ARTIK BANA...

OKUL YOK
SINIF YOK
DERS YOK
HOCA YOK
FIRINDAN SICAK SICAK ÇIKAN FOTOKOPİ DAĞLARI YOK
HANDEDEN ÇEKİLMİŞ DERS NOTLARI YOK
KÜTÜPHANEDE SON GÜN O NOTLARI OKUMAYA ÇALIŞMAK YOK
SALONDA HANDE-BESTE-AYŞİN-BEN ÇOK SİGARALI ÇAYLI KAHVELİ AZ DERSLİ FİNAL SABAHLAMALARI YOK
KAÇIRILAN QUIZLER YOK
KANTİNDEN 40 KURUŞA ALINMIŞ ACI ÇAY YOK
GİRİŞLERDE "ABİ KARTIM KAYIP" DEMEK YOK
ÇİMLERDE OTURMAK, KÖPEKLERİN KOVALAMACA OYUNLARI ARASINDA KALMAK YOK
AZ TANIDIĞIMIZ O KADAR İNSAN HAKKINDA 5. ELDEN DEDİKODULARLA DEDİKODULANMAK YOK
NAPÇAM BEN YAAA YOK
FİNALLER GEÇSİN ÇOK KİTAP OKUYCAM YOK
KÖPRÜYE GEÇENE KADAR DAYI DEDİĞİM PEK ÇOK AYI ŞİMDİ KÜLLİYEN YOK
KEPEKLİ BEYAZ PEYNİRLİ TOST KONSEPTİ BİR KERE HİÇ YOK
TBNİN TUVALETİMİ İBNİN TUVALETİMİ DÜŞÜNMEK YOK







ne var.... onu bilemiyoruz şimdilik.
kafamda kep var -şuanda-
bunu biliyoruz.
bi de durumdan şimdilik pek hoşnutuz..
bunu da biliyoruz!

yazı

3 yıldır hiç bişi yazmamış olmak..

3 yıldır hiç bişi yazmamış olmak gibi aynı.

bu sabah aklıma geldi. oturup bi roman yazayım. 60 sayfa olsa yeter.

Pazar, Haziran 15, 2008

kısa siyah saçlarım vardı benim////


şimdi uzun sarı saçlarım var.



bordo spor ayakkabılarım var, yaz kış giymekten parça parça olmuş. dar mango kotum. siyah kazaklarım. şimdi tüyle kaplanmış, çok yavaşlamış, karman çorman masaüstlü laptopum. hepsi de büyük ve kalın ve ingilizce kitaplarım. birini artık kullanmadığım iki fotoğraf makinem. annemin evinden getirip gözümün önünde tutmayı yüreğim kaldırmayan çellom. evden leyla çıktığım bigün taytımı almadığımı görünce apar topar bümedin spor salonundan alınmış bana iki beden büyük gelen boğaziçi collection eşofman altım.

hepsi eskidi. ve geçti bi devir.


ilk defa bana neler olacağını bilmiyorum bu kadar.

ilk defa kararlarım bu kadar çabuk yön değiştiriyor.

[bu sabah össye girecektim aslında.. saat 10:59 ve ben kahve içip, andre gide okuyup, fikret kızılok dinleyip, blog yazıp]

......

gene çalışma var bugün. haftada üç gün çalışıyoruz ilyasla. ne garip, beden derslerinden itina ile kaçardım eskiden. bedenle ilgili her şey bana çok banal, ter, rezil olma hissi gibi şeyler gelirdi. şimdi atın beni yere saatlerce şınav çekeyim. durursam afakanlar basacak:.....

Cuma, Nisan 25, 2008

dansöz mü olayım?

ilyas yalvarıyo. kurbanın olam dansöz ol. harcama bu şahane yeteneğini, diyo. ayaklarıma kapanıo. kariyerimi farklı yönlendiricem diye aklı çıkıyo. o benim muhteşem tekniğim, inanılmaz yaratıcı doğaçlamalarım ziyan olucak diye kendinden geçiyo.
ama ne bileyim işte tam da emin değilim galiba.

ey blogger

ben ne olayım büyüyünce?


bir ay sonra??


ohhh my goooooooooooodddddd!

Pazar, Nisan 13, 2008

yok senin gibisi.



Türkiye Pippa'yı Yuttu...

iki genç kadın yola çıktı. iki genç kadın gelinlik giyip otostop yaparak yola çıktı. savaşlarla, kıyımlarla parça parça olmuş bu coğrafyada barışla evleneceklerdi.

coğrafya onları yuttu..........

dün peace&conflict dersinin psikolojik yaklaşım bölümünde performans sanatının kişiselliğinden, diyaloğa, barışa yapacağı katkılardan, "false brother"ları nasıl tanıdık kılacağından dem vururken.

lanetolsunlanetolsunlanetolsunlanetolsunlanetolsunlanetolsun.

iki genç kadın istanbul'da ayrıldı. birinin yolu benle kesişti. fotoğraflarını çektim onun, videosunu çektim. gelinliğine, gülümsemesine hayran oldum. tanrıça gibiydi. barış için gelmişti.

diğeri ertesi gün tecavüze uğrayıp öldürüldü.




bugün içimde iğrenç bir utanç ve acı var. Pippa Bacca'yı öldürmenin utancı. Pippa Bacca gibi ölmenin acısı.

Oda içre oda kocaman bir yerdeyiz. Sesler, insanlar karma karışık. Hem az sayıca hem sanki kendi kalabalığını doğuruyor. Taş gibi göğüs kafesim ilerlerken tanıdık bir yüz. gonca, ağlıyor. başkaları, gülerken görmüşüm, ağlıyorlar. Aczimizden ağlıyoruz. Pippa Baca ile umudumuza tecavüz ediliyor, umudumuz ölüyor.

Bir grup "naif insan"ız biz.

Ağzı köpürmüş vahşiler olma ihtimalini düşünmeden, saf saf, iyi niyetle...

Sylvia giriyor içeri. Yine beyazlar içinde. Ama daha rastgele. Gözleri kırmızı. Konuşurken sık sık hıçkırıkları kesiyor cümlelerini. bu kez gülümsemiyor fotoğraf makinama.

Salı, Nisan 08, 2008

İtalyan Gelini

Pippa Bacca .






kayıp....

dün.

Nasıl anlatayım dünü... dün o kadar uzundu ki, çok az şey sığdı içine.

Okuldayım. alese başvuruyorum. bankaya para yatırıyorum. web camde fotoğrafımı çektiriyorum.

sonra bazı telefon konuşmaları.

bir taksideyim. öteki yakaya geçiyoruz. daha öğlen olmamış. kadıköyde yürüyorum. tanıdık yerler, dükkanlar.

dersanemin yeni yerine gidiyorum. herkes tanıyor beni. süperim. fatoşun odasına giriyorum. herkes küçük ben büyük. herkes benden daha planlı.

ben sınava giricem, diyorum. gözbebekleri büyüyor. gün içinde pek çok kişinin göz bebekleri büyüyor. her yer göz.

bana form, bana diploma bilgileri, bana dekont veriyorlar.

beni sıralarda bekletiyorlar. elimdeki kağıtlar gidiyor yeni kağıtlar geliyor. elimde kağıtlar kantine doğru yürüyorum. bu kadar uzaktan görünüyor muydu deniz? dalgalar kalamışı dövüyor. martılar... çınarlı yol biraz kelek kalmış. kantinin önündeki alana varıyorum. ilk gün oradaydım elimde koca bir sandöviç demirlere yaslanmış bir çınara bakıyordum. etraftaki ayı kadar tipler gibi olunca neleeerr neleeeerrr olacaktı hayatımda.

çınar burda, bir o kalmış. ama senelerce dallarında kalan diş macunu yok.

of ulan o kadar güzel ve sağlıklı bedenlerle ben de çalışırım. sıkıyosa beni alın. sıkıyosa biraz challenge edin kendinizi skolyozlu öğrenciyle.

"olmayacak ama iyi olacak". böyle dedi sevgili.

olmayacak.
iyi olacak.

vapurdayım. çok dalgalı deniz. ben gene avrupa yakasına dönüyorum. bu kadar geriden başlanır mı bir koşuya. bütün omurlarım bütün kaburgalarım batıyor sanki. hay allah. denize bakacağım sadece.

burayı nasıl demeli ki şimdi.

Kafamın içinde sıkıntılı düşünceler, sol yanımdaki pencereden denize bakarken siyah montlu bir kız yanımdan denize düştü.

evet yaklaşık böyle. pat diye düştü. sağıma döndüm bütün kafalar gastelerde şurda burda. sol yanıma baktım bir tek ayakkabı suda. taaa ilerilere gidiyor.

düştü! dedim
kız düştü!!

herkes açığa koştu. ben de koştum sol elim havada işaret parmağım o tek ayakkabıyı gösteriyor.

iki kişi indi aşağıya.. biz de gördük, atladı.

vapur hala gidiyor. çok uzaktayız. ayakkabı yok artık.

sonra başka vapur durdu orda. ama kısa durdu. bayağıda uzakta. göremedim.

kısaca şöyle, dün benim içim sıkılırken bir kız benle birlikte vapura bindi. sonra da atladı. sonrasını bilmiyoruz.

Pazar, Nisan 06, 2008

yorucu günlerin ardından

güzel günler geldi.

yorucu günler gecesi gündüzü birbirine karışmış ders çalışma günleriydi. hatta ders çalışamayıp dedikodu yapma günleriydi.

sonra sınavdı paperdı geçti.

3 saat uyunuldu, taksime akıldı. vosvos barda iyi insanlar vardı.
ertesi gün festivalde film, aydada dans, ilyasta dans. oh

Pazartesi, Mart 31, 2008

Carole gitti.


Giderken gelinlik giymişti.
Baklavalarımı yemedi.
Bana "I am crazy" diye mesaj attı.

Cuma, Mart 28, 2008

New Castle-İstanbul









hayat güzel ya.. çiçekler falan. insanlar. performanslar.

carole, ilana, özge, sally, paul, david

carole luby geldi gene. görünürlükte hayran kalmıştık ya hani. new castle sanatçıları olarak geldiler bu sefer 5 kişi. çok sevdim ben onları. kendilerini de, işlerini de. ama sanat uzun hayat kısa ya... bir daha görüşür müyüz, meçhul. böyle anlık kesişince yollar, o anlar çok kıymetli oluyor tabii. merak ediyoruz gerçekten, soruyoruz, dinliyoruz. yiyoruz, içiyoruz, iş yapıyoruz, çiş yapıyoruz. vakit geleyor, gideyorlar.

geride boşlukta sallanan yuvarlanan sesler, gövdeler kalıyor.
performansım, performanssın, performanslar..


bir haftadır hayatımın çok dışındayım ben. okula uğramıyorum. pek dans da etmiyorum. yerine katlı otoparkların üst katında minimal hareketler izliyorum mesela. hava çok beyaz oluyor. her şey ve herkes rakı gibi. anımdan memnunum. hatta mutluyum. sıkıntım, hep bir geçiş olduğu hissiyle yaşamam. yani bu günler bitecek, döpiyesli kadın olucam gibi. yoksa böyleyken iyi. dokanmayın.
iki gün kaldı: lior, jacov, maya, fernando ve tuğçe tuna. yarın akşam parti yapçaz. sonra yaşamlarımıza dönceeez

Çarşamba, Mart 19, 2008

Düş Sokağı Sakinleri


15 yaşım. mor bağcıklı converselerim. megabasslı walkmanim. ve düş sokağı sakinleri... sizsiniz bugün ağız tadıyla bir peace and conflict paperı yazamamamın suçlusu. ne biçim bir nesil olduk biz söyle içine yandığımın, durup durup hüzünlenen, hüznünden selim ışıklar çıkaran. hep başka bir yerde olmayı arzulayan ama yürüyecek mecali olmayan.

uçmayınca hayatlar bölünür
bölününce uykularda ölünür

bu halet-i ruhiye bizi bitirir dostlar. artık ne sürdürülebilir kalkınma, ne avrupa birliği uyum süreci. anca pencereden martılara bakılır ve sıfatları edatları fiilleri birbirine karışmış cümleler kurulur. çok mavi soruyorum bugün, falan dersin. sigara içmek istersin.

bi de ne yapıyor bu gençler diye merak ettim 10 sene sonra onları dinlerken. dussokagi.org diye bir adres buldum. resmen ayrılmış bunlar ya.. ikisinin ayrı albümleri, konserleri falan oluyormuş. değiş dünya değiş, sen bana bakma. ben kendi kendime içerlenirim.

Salı, Mart 18, 2008

Özge heyecan kafalı bir küçük kızdır.

Hala heyecanlanacak bir şeyler bulmaktadır. İlias'ın işinde dans edeceği için tadından yenmemektedir bugün.

Neredeyse sevinçten yuvarlanarak yokuş yokuş ızdırapları inerken şöyle demiştir içinden -- ya da dışından farkında olmayarak:

evet ya, hiç döpiyesli topuzlu kadın olmayacağım ben. hep çocuk gibi mosmor olacak bacaklarım, sırtım. hep yaz, hep çilek...

Pazar, Mart 16, 2008

Ada Vapuru Yandan Çarklı















































































4. sene-i devriyemiz kutlu olsun!!!