4. sene-i devriyemiz kutlu olsun!!!
Pazar, Mart 16, 2008
Cumartesi, Mart 08, 2008
4 sene önce
ne güzel mezun olmuştuk. ben çok kabarık etekli elbise giymiştim. ama evrim bolero ceketi, şapkası ve bastonuyla beni geçmişti. saçım sarıydı, evvelinde melikeyle çeşmeye güneşlenme tatiline gitmiştik. pek bi bronzduk. didem ve tuğba temalı giyinmişti. fırat ve hasan, kemal mert ve sencer, melike ve zeynep pişti olmuştu. fatma'nın ayakkabısının bağı kopmuştu. pek çok başka bağlar da kopuyordu ve bu bize hiç koymuyordu.3 ay sonra gene mezun olucam. ne garip! artık hiç mezuniyetim olmayacak.
Çarşamba, Mart 05, 2008
topi hala bizde
Ona bakıyorum ve şöyle düşünüyorum: benim bir anlık kararım olmasaydı - osmana gelen eş teklifi ve benim bunu uygun görmem- o şimdi olmayacaktı. Çenesinin altına dokunduğumda hemen mırlamaya başlıyor. Torbanın içine girip çıkmaktan hoşlanıyor. Kendince eğlenceleri, mutlulukları falan var. Şimdi var ya, olmasaydı nasıl olacaktı anlamak çok zor. "Ya ben niye olmuyorum?!" diye miyavlamayacak mıydı 1+1 triplex evin kavramsal katında?...
Peki.. iyi mi yaptım ki ben???
ama yok ya yaşam her türlü yaşamsızlıktan daha iyi. di mi?
Salı, Mart 04, 2008
Pazar, Mart 02, 2008
Pazar, Şubat 10, 2008
Sevgili
dün dans dersime geldi. Yarım saat kadar seyretti. Okulu, hocamı ve dansı çok sevdi. O da başlayacak çalışmaya. O kadar mutlu oldum ki... daha mutlu olamazdım.
Çarşamba, Şubat 06, 2008
duo çalışma
tik tak tik tak.
küçük odada 4 kişiyiz. Amcalarla dansçılar. Çay ikram edilmiş içiyoruz. Biri size çay ikram ederse onunla sohbet edersiniz. Ediyoruz.
Sıklıkla söyleyecek bir şeyimiz olmuyor.
Tik tak tik tak.
Ezgiyle aynalı salonda dans çalışıyoruz. esniyoruz. dönüyoruz. koreografi çalışıyoruz. yer hareketleri çalışıyoruz. kondisyon çalışıyoruz.
artık salon bana aşina ben salona.
7-8 ay önceymiş şimdi saydım. Zeyn'le büyük hüsran sonrası kendimizi bir daha çıkmamacasına hapsetmiştik salona. Şimdiki kadar güçlü değildim ben. Nefes alma molalarında yere düşü düşü veriyordum. Bizi biri kovalayana kadar çıkmıyorduk.
4 ay sonra büyük ihtimalle mezun olacağım. Ne çabuk geçti.. Artık salona giremeyeceğim herhalde. Ya vaktim olmayacak, ya takatim. Orhan abi de emekli olacakmış. Başkaları gelecek. Başka kızlar başka amcalara yalvaracak "abi salonu açıversene biz iyi danstanız" diye. Başka abiler başka kızlara "bi çay molası verin da geberdiniz yorgunluktan" diyecek.
salon beni unutacak, kimbilir, belki ben de onu unutacağım.
bir günlermiş, gelmiş, geçmiş olacak.
küçük odada 4 kişiyiz. Amcalarla dansçılar. Çay ikram edilmiş içiyoruz. Biri size çay ikram ederse onunla sohbet edersiniz. Ediyoruz.
Sıklıkla söyleyecek bir şeyimiz olmuyor.
Tik tak tik tak.
Ezgiyle aynalı salonda dans çalışıyoruz. esniyoruz. dönüyoruz. koreografi çalışıyoruz. yer hareketleri çalışıyoruz. kondisyon çalışıyoruz.
artık salon bana aşina ben salona.
7-8 ay önceymiş şimdi saydım. Zeyn'le büyük hüsran sonrası kendimizi bir daha çıkmamacasına hapsetmiştik salona. Şimdiki kadar güçlü değildim ben. Nefes alma molalarında yere düşü düşü veriyordum. Bizi biri kovalayana kadar çıkmıyorduk.
4 ay sonra büyük ihtimalle mezun olacağım. Ne çabuk geçti.. Artık salona giremeyeceğim herhalde. Ya vaktim olmayacak, ya takatim. Orhan abi de emekli olacakmış. Başkaları gelecek. Başka kızlar başka amcalara yalvaracak "abi salonu açıversene biz iyi danstanız" diye. Başka abiler başka kızlara "bi çay molası verin da geberdiniz yorgunluktan" diyecek.
salon beni unutacak, kimbilir, belki ben de onu unutacağım.
bir günlermiş, gelmiş, geçmiş olacak.

Hepimiz suçlularıyız bu kanlı gömleğin. O yüzden birbirimize atıyoruz suçu. Ya da kafamızı çın çın öten kovalara gömüyoruz. Delirmek pahasına, boğulmak pahasına kaçıyoruz kimliğimizden. Komik duruma düşücek kadar unutuyoruz, unutturuluyoruz bir an öncesini. Birbirimize dokunmaya çalıştığımızda elimizin uzandığı aslında bu parça parça delilik sadece. O yüzden abartılı mimikleriyle sihirbazlar bizi bu kadar kolay kandırıyor.
Çünkü nefes almak bir değer yargısı.
Çünkü psikozdayız biz.
Pazartesi, Şubat 04, 2008
güzel bir gün
"paylaşmak için bütün iyi duygularıı"
diye reklam yapa yapa yürüyordum bugün kadıköy iskelede. güneş pırıl pırıldı. saat daha erkendi. vapurda oturdum. gazete okudum. galata'ya gittim. ne güzel bir gitmek galata'ya gitmek demek geldi şimdi içimden.
3 saat kadar çalıştım. sonra ezgi geldi. kapı açıktı pırt diye geldi valla. çok komikti. aaa sen yalova'da değil miydin? dedim. yalova'da değil miydi sahi o?? pırt diye gelivermiş işte... ben de çıkıyordum dedim. Beraber Osmanlı Bankası'ndaki Ethem Je t'aime sergisine gittik: Doğu'yu Tüketmek..Daha önce İpek gitmemi tavsiye etmişti. Ama daha çooooook olduğu için bir kulağımdan girip diğerinden çıkmıştı. Sonra vapur sefası esnasında Radikal'in etkinlikleri tanıttığı sayfasında görünce, bütün gün "doğuyu tükettim senden sonra" şarkısı girişteki cingılın yerini aldı dilime dolananlar silsilesinde.

Avrupa'nın tüketim kültüründeki doğu imajı ve bu imajın yayılmasına imkan veren obje ve belgeleri içeriyor sergi. Doğu tasvir edilirken kullanılan 4 ana unsur egzoterizm, etnografya, erotizm ve tarihmiş, sergi de bu 4 unsur etrafında biçimlenmiş. Türkiye'nin bu hadiseye verdiği tepkisel, hatta kendi çapında oryantalist tavır da belgelenmiş. Belgelenmek ne güzel di mi? Takke düşmüş kel görünmüş gibi. Belgelendi işte bittin!! gibi.

Bir de yeni dergi aldım bir hafta kadar önce: Gist, Çağdaş Gösteri Sanatları Dergisi. Garaj İstanbul'un yayını olan Gist çağdaş dans, tiyatro, performans çalışmaları üzerine çok kapsamlı bir dergi olmuş. Portre kişisi Aydın Teker. Çok güzel işler oluyor bu şehirde, abiler!
ben de dans gib sanat gibi şeyler!!
3 saat kadar çalıştım. sonra ezgi geldi. kapı açıktı pırt diye geldi valla. çok komikti. aaa sen yalova'da değil miydin? dedim. yalova'da değil miydi sahi o?? pırt diye gelivermiş işte... ben de çıkıyordum dedim. Beraber Osmanlı Bankası'ndaki Ethem Je t'aime sergisine gittik: Doğu'yu Tüketmek..Daha önce İpek gitmemi tavsiye etmişti. Ama daha çooooook olduğu için bir kulağımdan girip diğerinden çıkmıştı. Sonra vapur sefası esnasında Radikal'in etkinlikleri tanıttığı sayfasında görünce, bütün gün "doğuyu tükettim senden sonra" şarkısı girişteki cingılın yerini aldı dilime dolananlar silsilesinde.

Avrupa'nın tüketim kültüründeki doğu imajı ve bu imajın yayılmasına imkan veren obje ve belgeleri içeriyor sergi. Doğu tasvir edilirken kullanılan 4 ana unsur egzoterizm, etnografya, erotizm ve tarihmiş, sergi de bu 4 unsur etrafında biçimlenmiş. Türkiye'nin bu hadiseye verdiği tepkisel, hatta kendi çapında oryantalist tavır da belgelenmiş. Belgelenmek ne güzel di mi? Takke düşmüş kel görünmüş gibi. Belgelendi işte bittin!! gibi.

Bir de yeni dergi aldım bir hafta kadar önce: Gist, Çağdaş Gösteri Sanatları Dergisi. Garaj İstanbul'un yayını olan Gist çağdaş dans, tiyatro, performans çalışmaları üzerine çok kapsamlı bir dergi olmuş. Portre kişisi Aydın Teker. Çok güzel işler oluyor bu şehirde, abiler!
ben de dans gib sanat gibi şeyler!!
Pazar, Ocak 27, 2008
güzel bir gündü...
... alışveriş yaptık sevgiliyle, yemek yedik, gezdik. Parti için kıyafet aldık. 100 bin milyon kıyafet denedim. sevgili bana straplez siyah bi elbise aldı. hem de kendi seçti. bi de büstiyer beğendim. sinemaya da gidicektik ama bi baktık saat bi milyor olmuş. straplez elbisemi top shopta unuttum. ama orda unuttuğumu anlayana kadar büssürü tükkan gezdim geriye doğru. sonra buldum.
eğlenceliydi.
eğlenceliydi.
Cuma, Ocak 25, 2008
Adada bir gün..
Tolgacan Şişman tagged a photo of you on Facebook başlıklı emaili aldığımda karşıma çıkacak fotoğrafın bu olacağını bilemezdim. Heybeliada'da geçmiş bir yaz günü doldu odaya fotoğrafa bakınca. Şimdi her biri bir yerlere dağılmış arkadaşlar... Erkekler maç seyretmeye gittiğinde 3 kız 1 Ata içilmiş vodkalı biralar, söylenmiş şarkılar... O sarhoşlukla kendimi kilitlediğim daracık tuvalet, ve o tuvaletin üzerinden atlarken kolumu yaraladığım kapısı... Melikemle kuş gibi tünediğimiz o ağaç... Sallandığımız salıncak...Hangi şarkıyı söylüyorduk acaba? Kokusu neydi, tadı neydi o günün? Sanırım artık asla bilemeyeceğim. Ama parlaklığını hatırladım sanki. Öyle parlaktı ki, henüz Melikemle birbirimize bakıp şarkı söyleyebildiğimiz bir zamandı... Belki yıllar var böyle şarkı söylemediğim. En son "yalnız benim için bak yeşil yeşil" söylemiştim.
Sevgili beni adaya götür. Bana şarap içir, şarkı söylet. İstek parça de bana. Arkadaşlarımı topla "öpüşün barışın" de. Beni ağaçlara çıkar, şelalelere tırmandır. Çiçek topla kafama tak. Benimle yeşillere uzan bir ağacın gölgesinde. Büyümeyeyim ben...
Perşembe, Ocak 24, 2008
a dostlar!
human rights dersinden kalmışız ey dostlar.. bira içip dans dersine girmiş kasığımızın canına okumuşuz.. sinirden sağ elimizin orta parmağının tırnağıyla sağ kaşımızı deşmişiz.. ilk defa çalıştığımız bir dersten çakmanın azabı canımızdan can almış.. bir anda hayattan bezmişiz a dostlar, bezmişiz.. :PPPP
| Course Code | Course Name | Credits | Grade | Repeat |
| HIST411.01 | NATIONALISM & IMPERALISM 1789-1914 | 3 | AA | N |
| HIST49D.01 | SP.TOP.IN ART AND BEAUTY | 3 | R SOC 324 | |
| POLS427.01 | ENVIRONMENT & POLITICS | 3 | N | |
| POLS441.01 | FOREIGN POLICY | 3 | N | |
| POLS466.01 | HUMAN RIGHTS:THEORY&PRACTICE | 3 | F | N |
Cumartesi, Ocak 19, 2008
içimde patlayanlar
Hani vaktiyle kıl olduğun insanlar vardır ya... O zaman ya küçüksündür, ya konum itibariyle ayıya dayı demektesindir. Bir şekil yapamazsın adama. Gece gündüz kendi kendini yersin. Hayallerinde kah adamı yakasından tutup yerlere çalarsın, kah cuk oturan bir laflara yerin dibime sokarsın. Sonra alakan kalmaz. Ara sıra aklına gelince ulan bi benzitemedim iti dersin...
Liseden bi hocamla karşılaştık bugün. En son bi 5 yıl önce karşılaşmıştık yüzüne bakmadan yanındaki diğer hoca ile sohbet etmiştim. Bugün böyle avar gezerken gafil avlandım. Bölümümü öğrenince email adresini yazdı. "Lisedeki çocuklara yardım edersin haberleşelim" falan filan dedi. Ben de "a tabi ne şahane olur dedim." ama ciddiye aldı.
Uzaklaşırken bir derste cart mavi palyaço ayakkabılarımı kastederek işaret parmağını sallayıp gözlerini belerterek "şalvar moda olsa sen onu da giyersin" dediği geldi aklıma. Ve dansta keyifle giydiğim şalvarım. Çok biliyon pis herif dedim. Hiç de yardım etmem sümüklü öğrencilerine. Gene içimden dedim, ne acı!!
Liseden bi hocamla karşılaştık bugün. En son bi 5 yıl önce karşılaşmıştık yüzüne bakmadan yanındaki diğer hoca ile sohbet etmiştim. Bugün böyle avar gezerken gafil avlandım. Bölümümü öğrenince email adresini yazdı. "Lisedeki çocuklara yardım edersin haberleşelim" falan filan dedi. Ben de "a tabi ne şahane olur dedim." ama ciddiye aldı.
Uzaklaşırken bir derste cart mavi palyaço ayakkabılarımı kastederek işaret parmağını sallayıp gözlerini belerterek "şalvar moda olsa sen onu da giyersin" dediği geldi aklıma. Ve dansta keyifle giydiğim şalvarım. Çok biliyon pis herif dedim. Hiç de yardım etmem sümüklü öğrencilerine. Gene içimden dedim, ne acı!!
Perşembe, Ocak 17, 2008
bob ve aylin'in sergisi yenişehirmektupçuları'nın sondan bir önceki günüydü bugün. Roxy'nin yanında denip durulan yerin adı yan'mış hakkatten. sergi de ordaymış. galataperform'daki toplantının ardından gittik ezgiyle. fotoğraflar, eşleşmeler çok hoştu. özellikle de rehberden birilerine kart atacağımız yeri çok sevdim. ama mürekkebe batırdığım tüylü kalemle bişi yazamadım. mürekkebi dağıttım salak gibi. neyse. zaten adres de yazmadım. ben hala sıkkın ve bıkkınım. ama finallerim bitti. bu güzel bişi. sırtım belim ağrıyodu günlerdir. bugün resmen dolmuşta uyuyakalıyordum. dolmuş demişken, taksi dolmuş. ona da ilk defa bindim hayatımda. normalde bana bi tuhaf gelir. yani taksi çok bireysel bişidir, dolmuşta birlik ve beraberlik vardır. yanındakine yörendekine ben falanca yerde inicem bana diyiver dersin ve yahut şura kaç para bura kaç para dersin. ikisi bir araya gelince bi tuhaf olur sanıyordum. tuvalette birileri varmış gibi. ama çok yorgundum ziverbeye 3 kişi deyince bi baktım 3. kişi olarak herkesi geçmiş taksiye kurulmuşum. işte bööle.... yandaki çalışmanın adı eve gitmek zor gibi bişi. bana da zor geldi. bana her şey zor...!Cumartesi, Ocak 12, 2008
Cuma, Ocak 11, 2008
geç//

çok güzel zamanlar vardı//çok güzel kokular vardı// çok gülen// çok konuşan //çok insan // kafayı yastığa gömüp ağlamanın güzel olduğu yıllar vardı içine yandığımın// kadıköyde dolaşılan// sahafta oturulan// şile bezi elbise giyilen bir mevsim vardı// hayatın çok oyun gibi olduğu// yap// boz//içine yandığımın//meyveler sanki daha tatlıydı// dersler de basitti ya// sanki yağmur bile daha mı az ıslatıyordu neydi//kimse de hasta olmuyordu//hatta kargalar gak demiyordu// sanki /////////////Aah// çabuk geçtiii// çabuk geçti//
Osman Buraya Yumruk Havaya!!!
Bazen düşünüyorum da... ben Osman'ı çok seviyorum. Bugün eve uğradım GalataPerform'dan çıkınca. Sevgiliyle sohbet ettik, çay içtik derken Osman'a merhaba demeyi unuttum. Sessiz sessiz geldi. Arka ayakları üzerine kalkıp ön ayaklarıyla dizlerime pıt pıt vurmaya başladı. Ama böyle birine bir şey demek için dürtersin ya, öyle. Gayrı ihtiyari Ne diycen? der gibilerinden döndüm. Bir de baktım tatlı tatlı yüzüme bakıyor. Ay yeme de yanında yat.Osman var ya, çok kral kedisin olm. İstesen konaklarda yaşardın. Ama bizi seçtin. Ne şeref!! ne şeref!!
Pazartesi, Ocak 07, 2008
Sayıklamalar... Uzun uzun...
Ah... çok hastayım! Zar zor çalışılan zor zar girilen bir sınav ardından hayatımda ilk defa atkımı teyzeler gibi kafama dolayıp kendimi eve attım. Uyuyacaktım... çook uykum vardı. Ama televizyonda Soner Arıca'yı görmek her şeyi değiştirdi.
**
:P
Neden böyle bir şey yazdığımı gerçekten bilmiyorum. Sanırım biri beynimi ele geçirdi benim adıma konuşuyor, yazıyor, takılıyor orda. Evet televizyonda gerçekten Soner Arıca var ama ne alaka ki? Yani benim için neyi değiştirmiş olabilir, değiştirseydi uflaya puflaya internette gezer miydim?
Ben bunları yazarken cari açık, menkul değerler, parite gibi hepsi de ekonomiyle ilgili şeyler söyleyen ihtimal bir ekonomist konuşmaya başladı. Bir ekonomi programı olmalı diye düşündüm-diye düşünmekteyim.
Ya bu hastalık/uykusuzluk/denyoluk kıvamında düşünce hızının duyu organlarının algılama hızını geçtiği o şahane yer var ya.. beni orda fazla bırakmayın. Bir süre sonra zararlı olabilirim.
**
Bu aralar Nurhan hoca bana derslerde hiç kızmıyor. Öyle Dizler turn-out! Dizler tandu! Dizler plie! ya da avuç içleri birbirine bakan ellerini kaldırıp iki yana açarak Daha büyük, daha büyük! Jump daha büyük! Roll daha büyük! ya da sadece Hayır!! diye bağırmıyor son zamanlarda. Aldığım 1500 experience pointsle bottom dwellingden below averagea yükseldim galiba. Yanımdan geçerken pek yüzüme de bakmadan böle iyi.. iyi... diyor sadece.
Dans etmeyi gerçekten seviyorum. Ama galiba ben büyük bir kız olarak değil, ufak bir kız olarak dans etmek istiyorum. O yaptığın her şeyin takdire şayan olduğu zamanlardaki gibi. Bak kızımız plie plie point yapıyoo gibi yani. Halbuki şimdi bir ispat peşinde koşmak gerekecek. Evet, 23 yaşımda bale dersine gidiyorum çünkü bu çok meşru bir egzersiz disiplini ve çağdaş dansıma şahane katkısı olur. Çağdaş dansta da zaten acayip yaratıcı fikirlerim var ve çok yeni şeyler yapıcam. Yani bu bir ifaaade biçimi... söylemek istediklerimi ileteceğim bir mecraaa... gibi değil de daha ziyade ben omuzlarımı iki yana sallayıp kollarımı kocaman açarak ben plie plie point yapmayı çooook seviyorum! demek isterdim
**
ya da neden vejetaryensin diye soranlara etik, çevresel, politik, feminist argumanlar sıralamaktansa çünkü kujulaaar çok tatlıııı! diyebilmeliydim.
**
Benim dünyam küçücük minnacık olmalıydı. Ama fazla büyük elim kolum uzanmıyor. Oku oku bitmiyor. Yürü yürü aşınmıyor. Hastalığıma mı vermeliyim, uykusuzluğuma mı... Ah! Şöyle yapış yapış bir uykunun kucağına atsam kendimi. küçülsem korkarak ve üşüyerek. Git getir biberonu beşiktaştan yaşamak istiyorum bebekliği yeni baştan.
**
Çok sayıkladım ama..
Hayatım vasat
Popomunda hayatım gerçekten berbat.
**
:P
Neden böyle bir şey yazdığımı gerçekten bilmiyorum. Sanırım biri beynimi ele geçirdi benim adıma konuşuyor, yazıyor, takılıyor orda. Evet televizyonda gerçekten Soner Arıca var ama ne alaka ki? Yani benim için neyi değiştirmiş olabilir, değiştirseydi uflaya puflaya internette gezer miydim?
Ben bunları yazarken cari açık, menkul değerler, parite gibi hepsi de ekonomiyle ilgili şeyler söyleyen ihtimal bir ekonomist konuşmaya başladı. Bir ekonomi programı olmalı diye düşündüm-diye düşünmekteyim.
Ya bu hastalık/uykusuzluk/denyoluk kıvamında düşünce hızının duyu organlarının algılama hızını geçtiği o şahane yer var ya.. beni orda fazla bırakmayın. Bir süre sonra zararlı olabilirim.
**

Bu aralar Nurhan hoca bana derslerde hiç kızmıyor. Öyle Dizler turn-out! Dizler tandu! Dizler plie! ya da avuç içleri birbirine bakan ellerini kaldırıp iki yana açarak Daha büyük, daha büyük! Jump daha büyük! Roll daha büyük! ya da sadece Hayır!! diye bağırmıyor son zamanlarda. Aldığım 1500 experience pointsle bottom dwellingden below averagea yükseldim galiba. Yanımdan geçerken pek yüzüme de bakmadan böle iyi.. iyi... diyor sadece.
Dans etmeyi gerçekten seviyorum. Ama galiba ben büyük bir kız olarak değil, ufak bir kız olarak dans etmek istiyorum. O yaptığın her şeyin takdire şayan olduğu zamanlardaki gibi. Bak kızımız plie plie point yapıyoo gibi yani. Halbuki şimdi bir ispat peşinde koşmak gerekecek. Evet, 23 yaşımda bale dersine gidiyorum çünkü bu çok meşru bir egzersiz disiplini ve çağdaş dansıma şahane katkısı olur. Çağdaş dansta da zaten acayip yaratıcı fikirlerim var ve çok yeni şeyler yapıcam. Yani bu bir ifaaade biçimi... söylemek istediklerimi ileteceğim bir mecraaa... gibi değil de daha ziyade ben omuzlarımı iki yana sallayıp kollarımı kocaman açarak ben plie plie point yapmayı çooook seviyorum! demek isterdim
**
ya da neden vejetaryensin diye soranlara etik, çevresel, politik, feminist argumanlar sıralamaktansa çünkü kujulaaar çok tatlıııı! diyebilmeliydim.
**
Benim dünyam küçücük minnacık olmalıydı. Ama fazla büyük elim kolum uzanmıyor. Oku oku bitmiyor. Yürü yürü aşınmıyor. Hastalığıma mı vermeliyim, uykusuzluğuma mı... Ah! Şöyle yapış yapış bir uykunun kucağına atsam kendimi. küçülsem korkarak ve üşüyerek. Git getir biberonu beşiktaştan yaşamak istiyorum bebekliği yeni baştan.
**
Çok sayıkladım ama..
Hayatım vasat
Popomunda hayatım gerçekten berbat.
Cuma, Ocak 04, 2008
Sokak Hayvanlarına Evinizi Açın..!

Bizde bi kedi vardı: "bacaksız". Araba çarpmıştı bizim evin önünde, saat sabaha karşı 5. Bir ayağı kopmuştu.Biz de mügeyle küçüktük o zaman. annemler evde yoktu. Alıp hemen karşıdaki veterinere götürmüştük. İlaç milaç sürmüşlerdi bağlamışlardı fln. Evde yatıyodu çarşafların arasında. Sarman, minnacık. Çok masum bir yüzü vardı. Ertesi gün ameliyat oldu. Kopan bacak iyice kesildi temizlendi fln. Üç bacaklı kedimiz oldu. İyileşti. Koşup zıplamaya başladı. Ama Tarçın onu rahat bırakmadı hep kovaladı, korkuttu fln. Biz de onu başkasına verdik büyüyünce. Sonra ordan kaçmış. Sonra köpek yemiş.
Bi tane başka sarman vardı iyice küçükken. Sokakta bakıyoduk ona. Onu da zehirli mama ile öldürdüler. Geçen gün bi kedi gördüm kafasının yarısı yenmişti. Açık yarası vardı kocaman. Böyle bir sürü ilan da kedigende vs sitelerde var. resimdeki çocuğun çenesi kırılmış, gözü çıkmış, bir başkası karnına yediği tekme yüzünden makinelere bağlanmış çişini kakasını yapamaz hale gelmiş, başkası başka bişi.
hayvan arayanlar nolur sokaklardan arasın. iran kedisi, siyam kedisi, van kedisi almasın. pet shoplarda o hayvanlar çok kötü koşullarda satılıyor, çok küçükken annesinden ayrılıyor. arkadaşını satın alma ey insan sokaktakine evini aç.
ya da en azından tekmeleme lütfen...!
Çarşamba, Ocak 02, 2008
Yine ben bir gün Galata'daykene...
Galata ile münasebetim taksici amca ve Besteyle değiştirilmiş çifter çifter kapı numaralarında GalataPerform'u aradığımız akşam başladı. Önceden Tünelden başlayıp Galip Dede Caddesi boyunca Karaköye inilen zoraki bir yerdi benim için. Bir kere sevgiliyle Kuleye çıkmışlığım ve bir de altındaki kahvehanede çay içmişliğim vardı, hepsi bu.
Gide gele, her gün yeni bir hazine bulur oldum Galata sokaklarında. Bir aslan başı, bir enteresan grafiti, şahsına münhasır bir dükkan, bir yemek, bir insan... Bir dolu dükkanlara girdim çıktım, insanların evlerine, atölyelerine konuk oldum, tarçınlı çaylarını içtim, zencefilli kurabiyelerini yedim. Kedilerini sevdim, tuvallerini boyadım, hikayelerini dinledim... Sokak isimlerini, kapı numaralarını ezberledim
Sessiz Galata isimli bu fotoğrafı Şafak Yıldız'ın fotoritimdeki sayfasından aparttım.Geçenlerde bale dersine yine geç kalmış Karaköyden telaşla yukarı çıkmaktaydım. Merdivenleri bir çırpıda çıkıp soluk soluğa ve her adımda bir küfürle Galata Residence*'ın önünden sağa döndüm. Camekan sokakta ilerlerken köşedeki ilkokul dağıldı, sabi sübyan sağımdan solumdan hedefe kilitlenmiş savaş uçakları gibi pikeler yaparak beni azmış çocuk nehri içinde bir kuru dal misali savurdu. Yalpa yalpa kuleye vardığımda sinematografik bir anın tam ortasında buldum kendimi. İhtimal Galata Moda Festivalinden kalmış beyaz çakıl taşı yığını çocuk çocuğu ateşin etrafındaki pervaneler gibi kendine çekti. Taşların ve bu taşlarla nice kafalar yarabilme ihtimalinin büyüsüne kapılan güruh hurraa kendini Kule Meydanına attı. Arsızca birbirlerini ve sokaktan geçen adamı taş yağmuruna tutan çocukların arasından kaçmaya çalışırken içimden "şimdi s.çtık kesin bi tarafın yarılacak bir de üzerine uhahahah diye gülecek p.çler" diye geçiriyordum. Atak ve çevik hareketlerim sayesinde kaval kemiğime aldığım bir darbe dışında bu badireyi kolay atlattım. Coolluğumdan taviz vermeden Serdar-ı Ekrem Caddesine döndüm Dans Buluşmada kuğular gibi tandu, jeté, plié, rond de jambe gibi fransızca şeyler yapmak üzere merdivenleri çıkmaya başladım.
*Aşağıdan bulabiliyorum bu oteli ama yukardan bulamıyorum. Carole Luby ve arkadaşını gece vakti buraya yerleştirmeye çalışmıştık babamla. Arabayı yönlendirdiğim her kıvrım kıvrım dar sokağın yanlış çıkması babamda sinir, carole'da endişeyle karışık bir egzotik doğu deneyimi hissi yaratmıştı.
Salı, Ocak 01, 2008
artık sağ üst köşeye 2008 yazıcaz!
geçenlerde tarih atarken 1996 yazdım.. çok saçma di mi? 1996... hazırlık 2... siyah kiyafetler ve gitar. ve beşiktaşa geçince kendini dünyanın öbür ucunda sanmak... o yılbaşı didi bize gelmişti. biraz metal dinlemiştik, biraz halay çekmiştik. karşı penceredeki atletli oynayan amcayı izlemiştik.
bu yılbaşı sevgiliyle maslak sheraton oteldeydik cherie! valla, lobide bile takıdık biraz :P dolapdere big gang çok eğlenceliydi, en güzel biz dans ettik, biraz da ondan. bira, vodka almak, tuvalete girmek, vestiyere ulaşmak çok zordu, en kibar olmasak da kibarlardan olduğumuz için de biraz.. ama çok da kibar diildik. istemeden de olsa kuyrukta birilerinin yerini kaptık 2 kez:).
benim turuncu saçlarım ve kocamaaan yeşil kelebeğim geceye damgasını vurdu. tuhafiyeden o kelebeği alırken yanımda bir teyze vardı. perdeye mi takıcan bunu kızım dedi. heee dedim perdeye takçam tabi.

çok kalmadık ama sheratonda. konser bitti biz gittik. sigara dumanı rahatsız edici olmuştu. sonra yaş ortalaması bayağı düşüktü (rabbim bunu da dedirttin bana! artık mekanların büyüklerinden olmaya başlıyoz hadi hayırlısı..) gençler bi zaman sonra yerlere düşmeye, saçmalamaya, sağlarını sollarını kesmeye başladılar. annemle konuşuyorduk geçenlerde bu içip saçmalama mevzusunda. ben size boş yere 13-14 yaşında evi boşaltıp parti yapma izni vermedim, dedi. ey anneler bırakın çocuklarınız evinizin güvenli koşullarında yabancıların rencide edici bakışlarından uzak içmeyi s.çmayı öğrensin. sonra 30 yaşına gelip asansörde koridorda bir ..spu sana çelme taktı diye saatlerdir burnumuzdan getiriyosun ben gidiyorum yaaa bırakınn yaaa diye bağırmasın.
2007 çok tırışka bir yıldı kimse kusura bakmasın. dünyada ve bende art arda çirkin işler oldu bitti. özellikle yılın 2. yarısı vallahi geçmek bilmedi. Ey 2008 senden çok daha iyi bir performans bekliyorum, hadi gözünü seveyim bana, aileme, sevdiklerime mutluluk, sağlık, çok paralar; dünyaya barış, eşitlik, kardeşlik; Osmana bol mamalar, yumuşak yastıklar...
EVETT İYİ DİLEKLERİMİZ BURDA SONLANIYOR, BİTSİN BU POST.
Çünkü,
bir an önce gözlerimi açıp dersime oturmalıyım.. 2008in ilk paperı yihu!! (çok yalancıyım ya)
bu yılbaşı sevgiliyle maslak sheraton oteldeydik cherie! valla, lobide bile takıdık biraz :P dolapdere big gang çok eğlenceliydi, en güzel biz dans ettik, biraz da ondan. bira, vodka almak, tuvalete girmek, vestiyere ulaşmak çok zordu, en kibar olmasak da kibarlardan olduğumuz için de biraz.. ama çok da kibar diildik. istemeden de olsa kuyrukta birilerinin yerini kaptık 2 kez:).
benim turuncu saçlarım ve kocamaaan yeşil kelebeğim geceye damgasını vurdu. tuhafiyeden o kelebeği alırken yanımda bir teyze vardı. perdeye mi takıcan bunu kızım dedi. heee dedim perdeye takçam tabi.

çok kalmadık ama sheratonda. konser bitti biz gittik. sigara dumanı rahatsız edici olmuştu. sonra yaş ortalaması bayağı düşüktü (rabbim bunu da dedirttin bana! artık mekanların büyüklerinden olmaya başlıyoz hadi hayırlısı..) gençler bi zaman sonra yerlere düşmeye, saçmalamaya, sağlarını sollarını kesmeye başladılar. annemle konuşuyorduk geçenlerde bu içip saçmalama mevzusunda. ben size boş yere 13-14 yaşında evi boşaltıp parti yapma izni vermedim, dedi. ey anneler bırakın çocuklarınız evinizin güvenli koşullarında yabancıların rencide edici bakışlarından uzak içmeyi s.çmayı öğrensin. sonra 30 yaşına gelip asansörde koridorda bir ..spu sana çelme taktı diye saatlerdir burnumuzdan getiriyosun ben gidiyorum yaaa bırakınn yaaa diye bağırmasın.
2007 çok tırışka bir yıldı kimse kusura bakmasın. dünyada ve bende art arda çirkin işler oldu bitti. özellikle yılın 2. yarısı vallahi geçmek bilmedi. Ey 2008 senden çok daha iyi bir performans bekliyorum, hadi gözünü seveyim bana, aileme, sevdiklerime mutluluk, sağlık, çok paralar; dünyaya barış, eşitlik, kardeşlik; Osmana bol mamalar, yumuşak yastıklar...
EVETT İYİ DİLEKLERİMİZ BURDA SONLANIYOR, BİTSİN BU POST.
Çünkü,
bir an önce gözlerimi açıp dersime oturmalıyım.. 2008in ilk paperı yihu!! (çok yalancıyım ya)
Pazar, Aralık 30, 2007
Sevgili Blogger,
Dertler derya olmuş, bense bir sandal. Hayal ettiğimiz şeyler var ya.. hani daha iyi bir dünya... astsız üstsüz.. "sokaklarında rap rap diye değil şarkılarca, danslarca yürünen"..
çok yalan ya...!
Kimseyi ittirmek kaktırmak, zorlamak istemiyorum. Zor zaten aradığımız metinde geçmeyecek bir kelime. İt de Kak da.. Ya sevgili blogger ben sıkıldım biraz. Sıkıntımı dile getirdim ama cevap bile vermeyor bana dünya.
Yaa dert babası blogger, beklemeye aldım ben kendimi, bekleyecek çok zaman olmasa da....
çok yalan ya...!
Kimseyi ittirmek kaktırmak, zorlamak istemiyorum. Zor zaten aradığımız metinde geçmeyecek bir kelime. İt de Kak da.. Ya sevgili blogger ben sıkıldım biraz. Sıkıntımı dile getirdim ama cevap bile vermeyor bana dünya.
Yaa dert babası blogger, beklemeye aldım ben kendimi, bekleyecek çok zaman olmasa da....
Çarşamba, Aralık 26, 2007
görünürlük
3 kasım günü galatada görünürlük projesi yaptık. 100lerce sanatçı onlarca mekanda performanstır, sergidir, konserdir, oyundur.... işlerini sergilediler. biz de görünürlük tişörtlerimizle sokaklarda bir aşağı bir yukarı koşturduk durduk. durduğumuz anda donduk.. keşke daha evvel yazsaydım şimdi biraz tıkanık oldu. ama fotoğraflarımızı koyayım bari de hatıra kalsın!
Pazar, Aralık 23, 2007
Perşembe, Aralık 20, 2007
osman yavyusu!
dün sevgi hanım aradı. çok mutluyuuum dedi açar açmaz. pamuk doğurmuş. 6 tane! bi tanesi de siyahmış:) hepsi de çok sağlıklıymış :))
Salı, Aralık 18, 2007
ben
çok fazla kendimle uğraşıyorum galiba. sal biraz alla alla!!! okulum bitecek benim, az kaldı. tembel de değilim gerçi ama hep başka işler çıkıyor. bu sabah mesela kalktım çamaşır sularıyla küveti lavaboyu ovdum, evi süpürdüm, bulaşıkları yıkadım. sonra eceyi aradım. dans etmeye gazladım ama 1 saat izin verdim. sonra bir kahve koydum. suskunlar'ı okumaya niyetlendim ama kör olasıca itirazım var'ı açtım. suskunlar yerine bağıran çağıranlar girdi hayatıma. kör olasıca.
elif şafak okudun geçen hafta. güzel eski bir arkadaş gibiydi kendisi, yıllar sonra buluşmuşuz. bakıyosun bayaa aynı kadın ama nedense tatsız. ortaokulda falandım, ya da lise başı... çapraz sıramda bi kız mahremin arka kapağını okuyordu yüksek sesle. walkmande kaset bitmişti arka yüzü çevirirken duymuştum ve çok etkilenmiştim. sonra kadıköyde -alkım mıydı- bulup almıştım romanlarını. ohaa ne kadar benziyor-duk. abii olmaz böyle şey farkında olmadan aynı şeyleri yazmış-tık. siyah sütte canımı sıkan bişiler var. yani evet gene biraz derdime derman olmuşsun-bebek dışında- tebrikler! ama bunun bu şekilde dile getirilişi mi artık, sevimsiz geldi bana. yani bizde böyle- her şeyi birden yapamıyorsan ama yapçam diye tutturuyorsan ay inek vay hırslııı küçük kafaaa olursun. sanki işlerin içinde kayarcasına hareket etmelisin. bir de beden-beyin ayrımı içinde dönüp durmak niye? seni dans etmeye davet ediyorum elif şafak! :PPP neyse çok üstüne varmayayım eski dostumsun.

dans etmek süper ya. valla. çok yazacaktım ama vazgeçtim. dün yogaya gittim hoca yoktu. ben de kendi kendime çalıştım biraz esnedim.. döndüm möndüm. biraz koreografi çalıştım. parande attım. vıttırı vıttırı... bugün istanbul dans tiyatrosunun gösterisine yarın da grafa gitmek istiyorum umarım bir aksilik çıkmaz. yarın bale, perşembe modern dans ve streç. cuma tatil. cts yine modern. bööledir planım, nasıl?? bayram demem, tatil demem, böyle biriyim ben!

elif şafak okudun geçen hafta. güzel eski bir arkadaş gibiydi kendisi, yıllar sonra buluşmuşuz. bakıyosun bayaa aynı kadın ama nedense tatsız. ortaokulda falandım, ya da lise başı... çapraz sıramda bi kız mahremin arka kapağını okuyordu yüksek sesle. walkmande kaset bitmişti arka yüzü çevirirken duymuştum ve çok etkilenmiştim. sonra kadıköyde -alkım mıydı- bulup almıştım romanlarını. ohaa ne kadar benziyor-duk. abii olmaz böyle şey farkında olmadan aynı şeyleri yazmış-tık. siyah sütte canımı sıkan bişiler var. yani evet gene biraz derdime derman olmuşsun-bebek dışında- tebrikler! ama bunun bu şekilde dile getirilişi mi artık, sevimsiz geldi bana. yani bizde böyle- her şeyi birden yapamıyorsan ama yapçam diye tutturuyorsan ay inek vay hırslııı küçük kafaaa olursun. sanki işlerin içinde kayarcasına hareket etmelisin. bir de beden-beyin ayrımı içinde dönüp durmak niye? seni dans etmeye davet ediyorum elif şafak! :PPP neyse çok üstüne varmayayım eski dostumsun.

dans etmek süper ya. valla. çok yazacaktım ama vazgeçtim. dün yogaya gittim hoca yoktu. ben de kendi kendime çalıştım biraz esnedim.. döndüm möndüm. biraz koreografi çalıştım. parande attım. vıttırı vıttırı... bugün istanbul dans tiyatrosunun gösterisine yarın da grafa gitmek istiyorum umarım bir aksilik çıkmaz. yarın bale, perşembe modern dans ve streç. cuma tatil. cts yine modern. bööledir planım, nasıl?? bayram demem, tatil demem, böyle biriyim ben!
Pazar, Eylül 30, 2007
Perşembe, Ağustos 23, 2007
Osman & Pamuk Pamuk
F.'den önce Osmanımı everdim. Pazar gecesi kedigendeki ilanıma gelmiş bir canhıraş bi cevabı gördüm. Pamuk adındaki dünyalar güzeli bi kız (daha doğrusu onun bağırışlarına, haykırışlarına daha fazla tahammül edemeyen ailesi) Osman'a talipti. Anlaştık (yaklaşık 1 dakikada) ve ertesi gün Cevahir'in önünde buluştuk. Osman gelin evine içgüveysi giderken tırsıp altına sıçtı. Onun öyle mahsun mahsun gidişi beni çok üzdü.
Üzüntüm iki gün daha devam etti. Çünkü Pamuk Osman'a bir türlü yüz vermedi. Ondan kaçtı, saklandı. Osmansa kıza ilk görüşte vurulup yemeden içmeden uykudan kesildi. Nolucak bu çocuğun hali derkeeen,
dün sabah bir mesaj geldi dünürden:
"özgecim gözün aydın..."
diye başlayan.
Sonra gün boyunca yan yana uyuyup koklaşıp durdular. :)
Bu aralar Osmanımı geri alıcam. Ama geline soyadımızı verdik: Pamuk Pamuk.. Bakalım torunlar (Orhan, Okşan, Orkan, Volkan, Kezban Pamuklar) nasıl olucak... Bakalım onlara kimler yuvalarını açıcak??...
Üzüntüm iki gün daha devam etti. Çünkü Pamuk Osman'a bir türlü yüz vermedi. Ondan kaçtı, saklandı. Osmansa kıza ilk görüşte vurulup yemeden içmeden uykudan kesildi. Nolucak bu çocuğun hali derkeeen,
dün sabah bir mesaj geldi dünürden:
"özgecim gözün aydın..."
diye başlayan.
Sonra gün boyunca yan yana uyuyup koklaşıp durdular. :)
Bu aralar Osmanımı geri alıcam. Ama geline soyadımızı verdik: Pamuk Pamuk.. Bakalım torunlar (Orhan, Okşan, Orkan, Volkan, Kezban Pamuklar) nasıl olucak... Bakalım onlara kimler yuvalarını açıcak??...
Cumartesi, Ağustos 18, 2007
Hani
aylar önce bi gün ilyas odman'ı bekledik durduk ya dodge hall'da... bugün geldi.:) ama açık sahneye. daha doğrusu ben gittim... neyse. süper bi insanmış bunu gördüm. release teknik gördüm. 4 saat dans dersi yorucu oluyormuş, bunu da gördüm.
şimdi iki farklı ekolden ders alıyorum. güzel oluyo benim için. pahalı da oluyo.
*ayrıca*
y. vardı ya. aradı bugün. dnin de çocuğu doğmuş. görünürlük projesi için görüşeceğiz. güzel şeyler geldi gözümün önüne. duvarları resim resim bi oda. kapkara bi salon. mandalina ve bitter çikolata. bob da gelicek. ama ben ne kadar gidebileceğim, bilmiyorum.
parmaklarım nasır olmuştu ya ayaklarım da oldu.
*ayrıca*
popomundo da gene konser kaçırdık...
şimdi iki farklı ekolden ders alıyorum. güzel oluyo benim için. pahalı da oluyo.
*ayrıca*
y. vardı ya. aradı bugün. dnin de çocuğu doğmuş. görünürlük projesi için görüşeceğiz. güzel şeyler geldi gözümün önüne. duvarları resim resim bi oda. kapkara bi salon. mandalina ve bitter çikolata. bob da gelicek. ama ben ne kadar gidebileceğim, bilmiyorum.
parmaklarım nasır olmuştu ya ayaklarım da oldu.
*ayrıca*
popomundo da gene konser kaçırdık...
Salı, Ağustos 07, 2007
vampir yarasalar hisarüstünde!!
saat 5.30... bu satırları necatinin ofisinden yazmaktayım. salonda bi yarasa avı sürüp gitmekte.

her şey olağan seyrindeydi. cinema paradiso karşısında uyuyakalmıştık. 1 saat kadar önce osman pamuk'un deli deli zıplamasıyla uyandık. o da nesi 2 tane yarasa tepemizde dönmekte!!! mantıklı tavırlar sergilemeyen bu delikanlı yaratıkların sayısı kısa sürede 3e çıktı. öyle delimsek davranıyorlardı ki osman kudurmuştu, ben kendimi şu an bulunduğum mekana hapsetmiştim, sevgiliyse cesur bir nefer olarak göğsünü düşmana siper etmişti.
hemen lojistik destek sağlamak adına googledan yarasa bastı, yara kaçırmanın yolları gibi araştırmlar yaptım. netice de bi sağlıkocağına basan 100lerce yarasa hakkındaki habere ulaştım.
ps. şuan da saat 10.00 bir yarasa sınır dışı edildi, ikisi ölü ele geçirildi. filmin devamını izledik. sevgili uyudu. ben bulaşık yıkadım. zeyn arasın diye bekledim. aramadı. herhalde dans etmicez... şimdi ben çay içiçem balkonda roman okuycam çiçek suluycam ..

her şey olağan seyrindeydi. cinema paradiso karşısında uyuyakalmıştık. 1 saat kadar önce osman pamuk'un deli deli zıplamasıyla uyandık. o da nesi 2 tane yarasa tepemizde dönmekte!!! mantıklı tavırlar sergilemeyen bu delikanlı yaratıkların sayısı kısa sürede 3e çıktı. öyle delimsek davranıyorlardı ki osman kudurmuştu, ben kendimi şu an bulunduğum mekana hapsetmiştim, sevgiliyse cesur bir nefer olarak göğsünü düşmana siper etmişti.
hemen lojistik destek sağlamak adına googledan yarasa bastı, yara kaçırmanın yolları gibi araştırmlar yaptım. netice de bi sağlıkocağına basan 100lerce yarasa hakkındaki habere ulaştım.
ps. şuan da saat 10.00 bir yarasa sınır dışı edildi, ikisi ölü ele geçirildi. filmin devamını izledik. sevgili uyudu. ben bulaşık yıkadım. zeyn arasın diye bekledim. aramadı. herhalde dans etmicez... şimdi ben çay içiçem balkonda roman okuycam çiçek suluycam ..
Pazartesi, Ağustos 06, 2007
çabuk düğün!
Bugün bir davetiye ulaştı elime. Düğün davetiyesi!!! Pek zevkli, pek oyuncaklı bir şey hem de. Hem de yollarımız 11 yaşında kesişen kardeşten bozma arkadaşım ve onun maviş manitasının. Adamın çocukluk arkadaşının evlenmesi de enteresanmış hakkaten. Büyüdük mü şimdi biz?
Yok ya 11 yaş demişken pek de arkadaş değildik o zamanlar. Bir iki sene kıl kapmışızdır birbirimizden. O zaten inekti, ben de muhtemelen özenti. Sonra yeri geldi ben ağladım, yeri geldi o ağladı; yaslanılacak omuzlar hep vardı. Pek kalabalık günlerdi bir de. Pek neşeliydi. Yeri geldi ben oynadım, yeri geldi o oynadı, yeri geldi halaya katıldık. Hep bi asi, uçarı olunası zamanlardı. Beyoğlunda, adalarda, modalarda, Olimposlarda, kamyonlar bizi taşırken çocuklar gibi şendik. Abuk subuk davranma lüksümüz vardı bi kere. Kalabalık İstiklal Caddesinde durup bi mazgala şaşırırken bir anda depara kalkıp tünele kadar koşabilir, tramvayı alkışlayabilir, deniz gözlüğü ve bir torba çekirdekle turistlere yazabilirdik. Maden dağı dumandı. Heavy Metal barında twist yapılabilirdi.
Sonra büyüdük üniversiteli olduk. Aynı okulu kazandık biz, aynı fakülteyi. Ben biraz onun sayesinde kazandım, beden derslerini heba edip zavallı sosyalci arkadaşını geometri çalıştırdı ne de olsa... Sonra ben sevgiliyi bulup dünyadan soyutladım kendimi, o ideallerini. Daha olgunduk artık ama hala patavatsız ve şapşi olabiliyorduk. Yengeden bana ilk bahsettiğinde, ki daha tam manasıyla tavlamış değildi kızı, ellerimi çırpıp kendi etrafımda seke seke dönerek kızın adı içinde geçen şarkıyı söylemem öyle bişiydi. F. kıpkırmızı olmuş işaret parmağını dudağına götürmüş şşşttt! şşşt! demekten öteye gidememişti.
Çok az karşılaştık gelinle. Ama en kötü günlerimde "Özge'ye bişi oldu" diye F.'ye beni aratacak mistik bir yakınlık var onda. Sıcak bakan gözleri var. Çok güzel bir gülümsemesi var. Yakışıyor çocuğumuza :)
Ama ne kadar hızlı geçti zaman, düşündükçe şaşıyorum. Şimdi gelinlikle damatlıkla mı görcem ben sizi yavrular?! Ben de mi büyüdüm o zaman? Akıllara zarar.. Genç çifte mutluluklar!!
Pazartesi, Temmuz 16, 2007
Pazar, Temmuz 08, 2007
bende şans yok
ilk sakatlanmamı yaşadım.
sol ayağımın ikinci en küçük parmağı mosmor. diğerleri şiş. kıpırdatamıyorum.
tam da dans ederek para kazanacaktım....
sol ayağımın ikinci en küçük parmağı mosmor. diğerleri şiş. kıpırdatamıyorum.
tam da dans ederek para kazanacaktım....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
.jpg)



