Pazar, Nisan 29, 2007

elma armut kel mahmuuut






onun artık bir evi vaaarr.
hem de ciciii biiiir annesi vaaarrr.
daha dün dışarlarda üşüyordu.
şimdi altında sıcak su torbası vaaar.

Cuma, Nisan 27, 2007

elma


Adı elma. Müstakbel annesi koydu ismini. Büyüyor. Yanına peluş ve saatten kardeş simulasyonu koydum. Daha rahat uyuyor. Cuk cuk süt içiyor. Dün ilk kez kaka yaptı. Emme refleksi gelişti. Elleri pati formatına girmeye başladı. Bir de insana bakmaya başladı. Dün gece 5.30 emzirmesinde Mahmuş "baksana sana bakıyor dedi". Kafasını kaldırmış biberonun üzerinden suratıma bakıyordu. Bugün 10 günlük. Yaşayacak galiba...

Çarşamba, Nisan 25, 2007

.......

iki tane bebek kedi. biri az hasta, biri çok hasta... seçilmeyenler onlar. emmeyi bilmiyorlar, işemeyi bilmiyorlar, yürümeyi bilmiyorlar. sadece birbirlerini tanıyor, biliyorlar. sarılıp yatıyorlar. az hasta olan çok hasta olanı ısıtmaya çalışıyor. ben bekliyorum. 40 dakika sonra beslemeyi deniyeceğim yine minik biberonla. hiçbir şeye takatleri yokken yememek için var güçleriyle direnecekler. 8 günlük onlar. 3 gündür yalnızlar. yaşayacaklar mı? veteriner "belki" bile diyemiyor.
biz tekir ve bekir ufak bir mucize bekliyoruz.

1.5 saat sonra not: tek kedi.... diğeri -tekir ya da bekir- hiçbir şey beklemedi hayattan. şimdi beriki aynı havlu üzerinde ağlıyor. ufaklığı kaybettik. keşke elimden daha iyisi gelseydi

Salı, Nisan 24, 2007

L O S T


bir bu eksikti! işte biz de pek çokları gibi lost esiri olduk. art arda bölümleri löpürdetirken bitmeye yakın üzülüp yaa looostt çıkkkçaaak (bitişte gelen diagonal yazı) diyoruz. hem de bunu paper yazarken yapıyoruz. ama çok güzel bişimiş bi dizici olmak

Pazartesi, Nisan 23, 2007

gpde geçen yaşantımızın bir hatırası*

geçen sene bu zamanlar bir kahramanlık yaptımdı ya ben. bir daha yapamıyorum. paşa paşa aynı dersi alıyorum hatundan. göz teması kurmadan derslere girip çıkıyorum, bazen. şimdi ödev yazmam lazım. galiba hayatımda hiçbir şey beni bu ders kadar sıkmadı. ama bana kattıkları da oldu rm'nin. birincisi asla akademisyen bokademisyen olmayacağım açık seçik ortaya çıktı. bir hafta aynı konu üzerinde okuma gayreti gösteremiyor, her pc başına oturduğumda soru değiştiriyorsam öyle züper tezler antitezler sentezler yazacak takatim yok demek ki. geçiniz...



geçtik, geçtiğimiz hafta gp bitti. tatile girdi yani taa kasıma kadar. şöyle bir hesaplıyorum da 5-6 ay çalışmışım ben orda. haftanın en az 2-3 günü, bazen art arda 10 gün falan gece yarılarına kadar hem de... önce yeno ceno gerçekleşti. biz bobla işçiliğe başladığımızda zaten program hazırdı. ben sponsor aradım, bulamadım. bütün alkol üretici ve dağıtıcılarına kıl oldum. basınla ilişkiler kurduk sonra, e-flyerlar yaptık... çok güzel konserler vardı. sa ne na, betty ween, göçebe şarkılar, miam, bilgi üniversitesi, ve bir sürü ıslak köpek en çok aklımda kalanlar. sonra bir kaç konser daha ve performans zamanı... en çok bununla ilgilendik galiba. ve kesinlikle gpde geçirdiğim en keyifli zamandı. yeno cenoda biraz daha sıkılgandık galiba, bilmiyorum. ispanyol sanatçıları havaalanından aldımdı da ortak lisan bulamadan neredeyse arkadaş olmuştuk erika ile. sonra ö. bir burda bir orda çalışmak zorunda kaldığından i.'nin performansından önce teknik kriz çıkmıştı da ben telefonda e.'nin yanımda erikanın ingilizce bilmeyen erkek arkadaşının desteğini alarak ve bir dünya kabloyla uğraşarak bütün sorunların üstesinden gelmiştim. her konserde bob, mmh sanirim bu gece çıkmayacağım, deyip sonra serkanla p.b. ile mekanlara akarken ben bu enerjiye hayret edip evcağızıma yetişmek için koşturdum. konserler sırasında kafede bekliyorsak eğer çaylar, kahveler içer "çoook deneyseel" dedik. sonra bobla çok deneysel şeyler yaptık. bir pensenin ucuna mandalina kabuğu sıkıştırıp g.nin bir tablosunun önüne koyup sonra hepsini yatay çevirip falan sanat eserleri yarattık durduk. elektronik deneysel özgür doğaçlamaya en çok özer itiraz etti. sonra hazavuzu jam sessionında klarnet gibi gitar da çaldığını gösterdi. m. bob'un değimiyle her şeyden büyük dramalar çıkaran biriydi. ne de olsa tiyatrocuydu. ama bence çok eğlenceliydi. bi partide ortadoğu ve balkanların en hızlı barmenleri olarak çalışırken m. elinde bir kadeh kırmızı şarap herkesle muhabbet ediyor, bize takılıyor, siz de içsenize diyordu. ahh ahh d. görseydi disiplinli işçileri nasıl da görev başında içmeye sevk ediliyor... gerçi dudağımı bile ıslatamamıştım o hengamede ama... g de çok matrak biri. y ve d ne kadar titizse o bir o kadar dağınık. özer hep onun son anda değiştirdiği performansları fln anlatırdı. katie de " he is hell of a creative but it is really hard to work with him." demişti. kızcağız saatlerce denizin altında alışveriş arabası itmiş de. kendi performansındaysa sahneye adımını atarken "bana iki parça bez bulun" demişti. performansta kullanmak için. bob, ben hatta y'nin eli ayağı birbirine karışmıştı. bulamadık gerçi bez ama 5 adlı performansı süperdi. gerçi bizim patronların hepsi alanlarında dahi insanlar, ynin be dnin performansları da çok çarpıcıydı. üstelik bize bile bir gün verdiler, bob dışarda jeffrey ve üni. öğrencileri olarak biz içerde performatif anlar yaşadık. işte görmüş olduğunuz yine kredisini ayçaya vereceğim jeffrey-şems-güneş performansının fotoğrafı. şems-güneş ikilisini şimdi dikkat ettim. görüyor musunuz şu işi... neyse burda jeffrey şiir okuyor, güneş weeping songun bir versiyonunu söylüyor, arkada galatakulesi resmi açılıp açılıp hrant dinkin cenazesine dönüyor, şems de sema dönüyor. ne güzel anlar yaşadık!
ama çok keyifli olmayan anlar da yaşadık. o kadar iş içinde, yetişememe, sanatçı kaprisleri karşısında, olmayacak beklentiler yüzünden bazen sinirler gerildi. bazen de daha fenası seyirci gelmedi. s. nin konserinde, ki süper bir müzisyen, biz bize çaldık, hiç kimse gelmedi. bol bol bitter çikolata, mandalina, çay, kahve tükettik. bir kere, c.lerin performansı sırasında, bob plastik şişede buharla brokoli pişirmeye çalıştı. çok deneyseel. oyunu izlemeye annemle gittik. sevgiliyse siteyi gücelleme, eflyerları ben beceremediğimde devreye girme gibi başına kalan angaryalar yüzünden zaman zaman çok sinirlendi. ama beni kırmadı. sonra g onun için "monster napıo monsterr?" diye sordu hep. sonra serkan bir sürü fon bulup kendi tiyatrosunu kurmak için bir bina kiraladı. bob ve aylin bisiklet projeleri için bir partner buldular. özer şahikanın okuluna burs kazandı. yeşim'in kızı deniz'in oğlu olacak. bi ben çok kayda değer bişi yapamadım :P ama öyle demeyeyim ben de dansöz oldum işte.

karın kaslarım kasım kasım kasılıyor. bayağı bir kristina ögülera, cenıfır lopez bişi oldum sanırsam. şimdi gpde yok ya, ben oraları özlerim. iyisi mi gideyim dbye üye olayım hem galata havası solumaya devam ederim hem de haftada bir iki gün daha çılgınlar gibi dans çalışırım. ne demiş atalarımız, işleyen demir ışıldar.
saati de 12 ettik. işleyeyim, ışıldayayım, yarına bir rp hazırlayayım...


*dedemde bi fotograf var, annesi, babası, dayısı ve bir bebek olarak dedem stüdyoda poz vermişler. arkasında el azizde geçen yaşantımızın bir hatırası yazıyor avni dedenin el yazısıyla.

Cumartesi, Nisan 14, 2007

babil

geç oldu ama hiiiç güç olmadı ayça koymuş bloguna bende aynen save as copy paste!..burda saat daha beş. galataperformda kafedeyiz.

Perşembe, Nisan 05, 2007

dans kariyerimin zirvesindeyim!


Çok heyecanlı başlayan dans hayatımız çok heyecanlı devam ediyor. Şimdiye kadar 8 çalışma yaptık binbir zorluğa katlanarak. Okulumuz çok ilginç bir yer. Büdans'ın altında olmalıymışız. Enteresan fikirler tabii.. Bir de modern dans kurları açalım. 1i geçemeyen 2ye giremesin falan. Biz de sivil itaatsizlik olduk mecburen. Salonlara sinsice sızmalar falan. Bazen de dans buluşma'da çalışıyoruz. video izliyoruz. Geographical Fugue söylüyoruz. 24 martta Stephanie Parent konuk çalıştırıcı olarak geldi. Aslında çello eşliğinde doğaçlama yapacaktık ama olmadı, bir dahakine artık. Bu Pazar da İlyas Odman çalıştıracak bizi.

çıt!


dün sarp maden konserinden sonra deniz ben bob sebastian çekirdek çıtladık. karizmatik sanat mekanına çekirdeği soktum. jazzcısı performansçısı çıtır çıtır çıtladı. bir tek hollandalılar çıtlayamadı. yatay çıtlamaya çalışıyorlardı, düzelttik, kurs verdik, gene olmadı. bütün kabukları yediler.

bahar geldi.



Bahar ilk bana gelir. Senelerdir böyledir bu. Yaz da ilk bana gelir. 18 derece oldu mu kısa çorap giyerim. "bahar özgesi mi oldun seen" der didi ben utangaç çocuk gülümserim. Faruk Birtek saçımdaki papatyalara bakıp "hissiyatınızı tebrik ederim." dedi."Bu sene kış olmadı, çok üzülüyorum" dedi.


Kış olmadı bu sene. Herkes çok eksik yaşadı. Hızlı geçti zaman. Benim çiğdemler, 2 sümbül, 2 lale açtı da soldu bile. didi gibi biri bu kadar akıcı uçucu çiçekleri nasıl seviyor anlamadım. Şöyle karşılarına geçip doya doya seyredemedim aylarca beklediğim çiçeklerimi...



Akşam sinema çıkışı ellerim donup morardığında mahmuş fıldır fıldır bana eldiven, hiç olmadı şöyle sımsıcak bir paket kestane aramadı.
Yogadan önce tüm sınıf sırılsıklam olmuş çoraplarımızı çıkarıp kalorifere asmadık.
Geçen seneden edindiğim tecrübeyle aylar öncesinden mutfağa yığdığım bir dünya kış çayı malzemesini hiç kullanmadık.
Günlerden bir gün tüm estetik kaygılarımı bir kenara bırakıp astronot gibi okula hiç gitmedim.
Grip aşısı olmadım.
MügeDoğukanSevgiliMahmuş ile sokaklarda bağıra çağıra kar topu oynamadım.
Yolların karla kaplandığı bir gün bir gayret pastaneye kadar gidip dönüşte yokuşun başındaki köşede tıkanmadım.
Kayıp düşmedim. Aktı takmadım. Çizme almadım. Depresyona girmedim. Kasım beni kasmadı, aralık sarsmadı, ocak tokatlamadı, şubat pataklamadı. Normal geçti günler. Çabuk çabuk geçti günler. Rite of Spring eyleyemedi avant garde gönlüm.

Bu fotoğraf 2004 20 Kasımına ait. Doğum günü. Küçükmüşüm. Sevgilili ilk doğumgünü. O zamanlar zaman çok yavaştı. Sonra yurda taşındımdı ben. Aylarca o civcive sarılıp uyudumdu. Şimdi evde korkmuyorum. Civcivse Osman Pamuk'un baş düşmanı. İki ayak üstüne kalkıp saldırıyor çocuğum.